23 Kasım 2013 Cumartesi

Silahlı kuvvetlerimize yapılan Amerikan yardımı

(5 ekim 1948 salı)



Bir eğitim sistemi masalı


Tüm orman sakinleri, bir gün toplanıp kendilerini eğitmeye karar vermişler. Tabii ilk sözü, “Ormanlar Kralı Aslan” almış: “İnsanlar eğitimli oldukları için bizi yakalıyor, biz de eğitim alırsak durum dengelenir, böylece kendimizi koruyabiliriz” demiş.

Herkes bu fikirde birleşince, eğitim için ne yapmak gerektiğini düşünmeye başlamışlar. Bu konuda en iyi teklif tavşandan gelmiş: “Hemen bir okul açalım, hepimiz okula gider, bilmediklerimizi öğretmenlerden öğreniriz…”
İki komisyon kurmuşlar. Aslan, Kaplan, Kurt ve At okul inşa edecek, Tavşan, Kuş, Sincap ve Yılanbalığı okutulacak dersleri belirleyecekmiş…

Derhal çalışmaya başlamışlar. Okutulacak dersleri tespitle yükümlü kurulun ilk toplantısında ilk sözü yine tavşan almış: “Koşu dersi mutlak surette lâzım, düşmanlarımızdan ancak kaçarak kurtulabiliriz.”

Bütün hayvanların tavşanlar gibi zıplaya zıplaya koşabilmesi, hayatlarını devam ettirmeleri açısından çok önemli bulunduğundan, hemen kabul etmişler... 

Böylece, koşu dersi, zorunlu dersler arasında yerini almış. Ardından Balığa söz verilmiş, o da yapmış teklifini: “Diyelim ki çok iyi koşuyor ve düşmanlarınızdan kaçıyorsunuz. Peki, o sırada karşınıza nehir, göl, ya da deniz çıkarsa ne yapacaksınız? Ya boğulursunuz yahut yakalanırsınız. İşte böyle durumlarda yüzebilmek hayat kurtarır. Yani, yüzme dersine ihtiyaç var.”

Ardından da, Kuşun teklifi gelmiş: “Uçabilme yeteneği kazanmak, koşma yahut yüzme öğrenmekten çok daha önemli ve gereklidir” diye giriş yapmış söze, “uçabilenin koşmaya ve yüzmeye ihtiyacı kalmaz. Sonuç olarak, uçma dersi zorunlu derslerin başında yer almalıdır.”

Teklif sırası sincaba gelmiş: “Güçlü düşmanlardan korunmanın başka yöntemleri de var” diye başlamış söze, “ağaca tırmanmak ya da tünel kazıp yer altında saklanmak gibi… Bunların zorunlu dersler arasında yer alması zaruridir.”

Tüm teklifleri bir araya getirip bir müfredat hazırlamışlar. Bu müfredat sayesinde bütün hayvanlar kuşlar gibi uçabilecek, tavşanlar kadar koşabilecek, balıklar gibi yüzebilecek, sincaplar gibi toprak kazıp ağaca tırmanabilecek, artık insanlardan korkmalarına gerek kalmayacakmış.

Kâğıt üstünde her şey makul ve mantıklı görünüyormuş… Bu çerçevede başlamışlar eğitim görmeye…

Ancak bir süre sonra bazı aksaklıklar ortaya çıkmaya başlamış: Meselâ tavşan koşu dersinden en yüksek notu alıyor, ama ağaca tırmanmakta çok zorlanıyormuş. Sürekli kafasının üstüne düşüp beynini zedeliyormuş. Böyle böyle koşma yeteneğini yitirmiş.

Kuş, uçmada çok başarılıymış, ancak sıra tünel kazmaya gelince, tökezliyor, bazen gagasını, bazen kanatlarını kırıyormuş. Bu yüzden o da bir süre sonra doğru düzgün uçamaz olmuş. 

Balık, harika yüzmekle birlikte, onca ders almasına rağmen ne ağaca tırmanabiliyor, ne de koşabiliyormuş. Zaten sudan çıktıktan kısa bir süre sonra nefesi  daralıyor, canını suya zor atıyormuş. Zaman içinde yüzgeçleri zarar görmüş. Yüzmeyi bile beceremez hale gelmiş. 

Sonuçta geri zekâlı yılanbalığı sınıf birincisi olmuş. Çünkü o her şeyi yarım yamalak yapabiliyormuş. Not ortalamasını tutturmuş.

Ancak yöneticiler, “Devlet Sistemi” dedikleri bu sistemden çok memnunmuşlar. Neticede tüm hayvanlar, plânlandığı gibi, bütün dersleri alıyorlarmış ya, gerisi önemli değilmiş.

“Kıssadan hisse” mi? 

Yok efendim. Ne hissesi!


21 Kasım 2013 Perşembe

Chp seçim şarkısı olarak kullanılmış Sev Kardeşim İsrail siyasi (zafer) şarkısıdır.

Chp seçim şarkısı olarak kullanılmış Sev Kardeşim İsrail siyasi (zafer) şarkısıdır.

Murat Bardakçı: Sev Kardeşim İsrail'in zafer şarkısı...

Murat Bardakçı, şarkının İsrailli kadın şarkıcı İlanit tarafından söylendiğini, bestecisinin yine bir kadın besteci Nurit Hirsh olduğunu,

 İsrail'in 1967'deki Arap İsrail savaşına atfen hazırlanan, zafer şarkılarından oluşan bir albümde bulunduğunu da vurguladı.

18 Kasım 2013 Pazartesi

ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU’NUN İBRETLİ ÖLÜMÜ


ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU’NUN İBRETLİ ÖLÜMÜ

Şükrü Saraçoğlu ismini daha çok Fenerbahçe’nin ünlü stadından dolayı hatırlarız. Bir süre Fenerbahçe spor kulübünün başkanlığını yapan bu zatın ismi başkan Aziz Yıldırım tarafından stada verilmiş. Bunun haricinde-umumiyetle- hakkında pek bir şey bilmeyiz.

Hâlbuki bu memlekette yirminci yüzyılın ilk yarısında başbakanlık yapmış ve değişik bakanlıklarda bulunmuş olan Mehmed Şükrü Saraçoğlu(1887 Ödemiş, 1953 İstanbul) imanını kaybetmiş nesillerin ibretlik bir belgesidir. (Özgeçmişi hakkında bkz; Büyük Larousse, cilt; 20, Milliyet Gazetecilik A.Ş, İst. 1986)

1923'de milletvekili olan Saraçoğlu, CHP ideolojisine gönülden inanmış eski bir ittihatçı olarak çeşitli makamlara yükselmiş, 1950'de CHP'nin yenilgisinden sonra siyasi hayattan çekilmiştir.

Kendisi –devrin pek çok CHP'li diğer simaları gibi- dine hayat hakkı tanımayan, baskıcı, dayatmacı laiklik anlayışını benimsemiştir. Öyle ki, merhum Eşref Edip Fergan'ın Kara Kitap adlı eserinde(s: 52) yazdığına göre; "Otuz sene daha işi böyle sürdürebilirsek, din meselesini tamamen bertaraf etmiş oluruz" demiştir.

Yine Fergan'ın belirttiğine göre, Millet meclisi kürsüsünden "din zehirdir!" diyebilecek kadar cüret ve küstahlıkta bulunabilmiştir. (Fergan, a.g.e. s: 44) Üstad Bediüzzaman da onun bu saçmalamasından bir vesileyle şöyle bahsetmektedir; "Dine ve terbiye-i Muhammediyeye zehir diyen Saraçoğlu'nu bırakıp, hakikat-ı Kur'aniyeyi güneş gibi gösteren ve nev'-i beşerin yaralarına tam tiryak olduğunu isbat eden Siracünnur ile münakaşa ederek, Nur'un o mecmuasının âhirine ilhak edilen bir risalede zayıf hadîslerin tevilleri var diye, o mecmuanın müsaderesine yardım etmek çıkmaz mı?" (Şualar s: 404 )

Şükrü Saraçoğlu'nun dili, İnsanlığın İftihar tablosuna söz söyleyebilecek kadar uzundu. Yine merhum Eşref Edip beyin nakline göre, Meclis kürsüsünden Celal Bayar'a şöyle hitap etmişti; "Şuna emin olunuz ki, memlekete kızıl tehlike bu sefer Muhammed'in bayrağı altında sokulacaktır."(Fergan, a.g. e. s:55)

Eşref Edip Bey onun din düşmanlığını şu ifadeleriyle resmeder; "CHP'nin ünlü başvekili, işte böyle din düşmanı bir zattı. CHP'nin din aleyhtarı bozuk zihniyet ideolojisini tastamam temsil ediyordu. Saraçoğlu'nun din aleyhtarlığı taassup içerisinde idi. O "kendisinin din aleyhtarlığının taassup derecesinde olduğunu" söylemekle iftihar eden bir zattı."(Fergan, a.g. e. s. 55-56)

 Yakın tarihimizin canlı şahitlerinden, şu anda 86 yaşında olan Hafız Enver Gâlip Ceylan Hocaefendi, bu zatın ölümüyle alakalı şu enteresan hatırayı bendenize anlatmıştır, ibret nazarlarınıza arz ediyorum; " Saraçoğlu diye bir herif vardı. Bu adam hastaymış. Nişantaşı'nda oturuyormuş. Bir gün biz Şişli Camiinde müezzin arkadaşlarla otururken bir kadın geldi. "Rica ediyorum, bir hafız efendi istiyorum. Çok ağır vaziyette bir hastamız var, başında Yasin okumasını istiyoruz" dedi.

Bizim birader Mehmet Ali de o sırada beni ziyarete gelmişti. Kendisi hafızdır. Şu an Ankara'da oturuyor. Müezzin arkadaşlardan Tahsin Efendi ona; "Mehmed Ali sen git de, biz vazifeliyiz, buradan ayrılamayız" dedi. Kadına söyleyince o da "buyursun" dedi. Mehmed Ali gitti.

Çok kalmadı, geri döndü. Biz ne olduğunu sorduk. "Adam öldü" dedi ve şunları anlattı; "Ben ömrümde böyle bir şey görmedim. Adamın öyle korkunç, simsiyah, kömür gibi bir suratı var ki, bakılamıyor. Öyle bir ızdırap içinde, öyle bir bağırıyordu ki, heyecandan ben bir şey okuyamadım. Biz içeri girdikten beş dakika sonra öldü.

Daha sonra aşağıya indim. Kapıcı "Hafız Efendi, yoksa öldü mü" diye sordu. "Evet" dedim.  Bunun üzerine ellerini açarak "Hey ya Rabbi, bu apartman kurtuldu ya. İğneler vuruluyor, ilaçlar veriliyor, ama adam sabahlara kadar danalar gibi bağırıyor. Kimse uyku uyuyamaz oldu" dedi.

"Kim bu adam?" diye sordum. "Aaa..Okumaya geliyorsun, kim olduğunu bilmiyor musun? Bu meşhur Şükrü Saraçoğlu" dedi.

Mehmed Ali gelip bunu bize anlatınca, cami imamımız Cevdet Soydanses(meşhur Hafız Sami Efendi'nin yeğeni) hoca dedi ki; "Çocuklar, büyük bir ibret bu. Bakın, tabiri caizse, Allahu Teâlâ kendisine isyan eden Firavun'un, Nemrud'un ve sairenin cezasını ahirete bırakır. Ama Peygambere (aleyhissalatu vesselam) dil uzatanı dünyada rezil etmeden, dünyada azabını göstermeden, ibret için öldürmez. Tabirimi hoş görün-Hâşâ-Allahu Teâlâ Peygamberine karşı çok kıskançtır. Rasulullah'a (Sallalahu aleyhi ve sellem) dokunanı hiç affetmez. Evvela azabı burada başlar. Rasulullah'a dil uzatan böyle inlemeden ölmez. Bunlar tecrübelerle sabittir" dedi, gözleri yaşardı."

17 Kasım 2013 Pazar

Abdullah Cevdet kimdir



Abdullah Cevdet kimdir; “Sultan Hamid hakkında yüz yalan uydurdum. Bazısına kendim de inandım” demekten kendisini alamamıştır.!

Kadınlara ilk kez genelev vesikası verilmesi uygulamasını başlatan yine Abdullah Cevdet’dir. İngiliz Muhibler(Sevenler, Dostlar) Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı.

Abdullah Cevdet’in, “Bu milleti adam etmek için Batı’dan damızlık erkek gerekir” sözü meşhurdur.

Kadını aç, Kuran'ı kapa medeni ol. [Abdullah Cevdetin sözüdür]

Çanakkale Savaşı ile ilgili olarak “medeniyet kapımıza kadar geldi, biz geri teptik” yorumunu yaptı.

´Bu milleti adam etmek için batıdan damızlık erkek getirmek gerek´diyen Abdullah Cevdet´in Çankaya´daki bir sokağa verilen ismi, Prof. Halaçoğlu ismi ile değiştirildi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Ak parti’liler, Çankaya’daki Abdullah Cevdet Sokak’ın adını, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun adı ile değiştirdi. 

Bunun üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Yaşar Çatak, yaklaşık 40 yıldan bu yana Abdullah Cevdet’in ismini taşıyan sokağın adının değiştirilmesinin doğru olmadığını belirterek, ‘Ayrıca yaşayan bir kimsenin isminin de bir sokağa verilmesini uygun bulmuyorum. Sokak isimleri önemli şahsiyetlerin isminin yaşatılması amacı ile kullanılmalıdır’ dedi. ve bu karara itiraz ettiler..

Abdullah Cevdet’in kızı Gül Karlıdağ’ın babasına ilişkin iddialar için şöyle konuştuğunu söyledi: ‘Damadını ve torununu görseydi, damızlık erkek aramayı filan aklından geçirmezdi.’ Abdullah Cevdet’in torununun ünlü vücut şampiyonu Ahmet Enünlü olduğunu hatırlatırsak, annesinin ne demek istediği daha rahat anlaşılacaktır herhalde. 

İşte Chp Zihniyetinden bir örnek kıssadan hisse,malesef savundukları ve uğrunda mücadele verdikleri bu zihniyet. 

-------------------------------------------------------------------
ilgili bölüm
Abdullah Cevdet; “Sultan Hamid hakkında yüz yalan uydurdum. Bazısına kendim de inandım”

BİR ABDULLAH CEVDET HİKAYESİ…


Abdullah Cevdet kimdir
-------------------------------------------------------------------

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *