2 Kasım 2013 Cumartesi

M.KEMAL İNGİLİZ İDARESİ TEKLİFİ

M.KEMAL İNGİLİZ  İNGİLİZ İDARESİ TEKLİFİ 

(Türk Tarih Kurumu'nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu sözler.)

14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. 

Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: 

“Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti. 

“Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim.
 M.Kemal.

Kaynak: Price'ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.



------------------------------------------------------------------------------------------




Videoda, Muharrem Coşkun'un kaynak gösterdiği kitap için Hulki Cevizoğlu: 'Ben o kitabı okudum kitaplarıma da kaynak yaptım, ama sizin bahsettiğiniz paragraf yok' dedi. Muharrem Çoşkun'un bunun üzerine bu konu hakkında kaleme aldığı köşe yazısı ve kitaptan yayınladığı ilgili bölümler için:http://www.haber7.com/televizyon/haber/1009491-hulki-cevizoglu-fena-yanildi





1928 de M.Kemal’in emri ile çevirilen ateizm kitabı


1928 de M.Kemal’in emri ile çevirilen ateizm kitabı

Ateist Jean Meslier’in “Tanrısızlığın ilmihali” isimli kitabı M. Kemal’in emri ile bakın hangi isimle tercüme ettirilmiştir?

Tanrısızlığın İlmihali, Fransız papaz Jean Meslier tarafından yazılmış olan, ancak ölümünden sonra yayımlanabilen bir din eleştirisi kitabıdır. 

1928 yılında, Mustafa Kemal Atatürk‘ün emriyle, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında Aklı Selim adıyla yayımlandı ve basımı İstanbul’da, Devlet Matbaası’nda eski harflerle gerçekleştirildi. 

Dr. Abdullah Cevdet’in çevirisi, 1929’da Latin harfleriyle yeniden yayımlandı.

Gizli ateist rahip Jean Meslier‘in kitabından bazı alıntı başlıklar:

Bir Allah’a inanmak gereksizdir en doğrusu onu hiç düşünmemektir.
Din aracılığıyla, şarlatanlar, insanların deliliklerinden yararlanırlar.
Şeytan da dinler gibi rahipleri zengin etmek için icat edilmiştir.
Dünya yaratılmamıştır ve madde kendi kendine hareket eder.
Güneşe tapmak, bir ruha tapmaktan daha az akla aykırıdır.
İlk günah ve şeytan hakkında dini hikâyelerin saçmalığı.
Allah’a inanmak otomatik bir çocukluk alışkanlığıdır.
Din pandora kutusudur ve bu uğursuz kutu açılmıştır.
Allah’ın lütfu denilen şey boş bir kelimeden ibarettir.
Dünyada zorbalardan daha iğrenç hayvan yoktur.
Her varlık maddenin bağrından çıkmıştır.
Din, safdillik üzerine kurulmuştur.
Sözde mucizelerin saçmalığı.
Bütün dinler hoşgörüsüzdür.
Rahiplerin şarlatanlıkları.
Her din bir saçmalıktır.



1 Kasım 2013 Cuma

ŞÖYLE BİR MAZİYE BAKALIM…


-Öğrenci, öğretmen, memur ve asker eşleri; başörtülü oldukları gerekçesiyle zulüm yaşadı.

- Öğrenciler; başörtülü oldukları gerekçesiyle okullarına alınmadı,

- okulların önlerine güvenlik güçleri barikat kurdu, başörtülerin örtüleri çekildi ve ağızları kapatıldı, ödül almaları engellendi.
-Öğrenciler, sivil polisler tarafından sopalarla kovalandı, başları yarıldı. 

-Bursa'da İmam Hatip Lisesi'nde okuyan öğrenci polis baskısından kaçarken ayağını kaybetti.

-71 yaşındaki bir hasta "başı açık fotoğrafı olmadığı" gerekçesiyle tedavisini yaptıramadı, peruklu fotoğraf vermek zorunda kaldı.

- Merve Kavakçı, milletvekili olmasına rağmen Meclis'te yemin edemedi ve milletvekilliği düşürüldü. ---Eşleri başörtülü askerler, TSK'dan ihraç edildi, askerlerin orduevlerinde yaptığı düğüne anneleri ve akrabaları başörtülü olanlar alınmadı, takı törenleri yağmur altında yapıldı.

-Dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, 71 yaşındaki Medine Bircan adlı hastaya "başı açık fotoğrafı olmadığı" gerekçesiyle tedavisini yaptırmadı ve Bircan'ın ölümüne neden oldu. Medine Bircan'ın oğlu, annesinin başına peruk takarak çektirdiği fotoğrafla işlem yaptırmak zorunda kaldı.

-Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı, Meclis Genel Kurul salonuna başörtülü olarak girince zorbalık yaşandı. DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Merve Kavakçı'nın yemin etmesine karşı çıktı ve 'Burası, devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz" dedi. Başını DSP'lilerin çektiği grup ayağa kalktı ve Kavakçı'yı 45 dakika alkışlarla protesto etti, "Dışarı" diye tempo tuttu. DSP'li kadınlar başkanlık kürsüsünü çevrelemeye çalıştı.

31 Ekim 2013 Perşembe

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar


“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla; cinayetlerini, denaetlerini, dinsizliklerini, zulümlerini, ahlaksızlıklarını meşru bir zemine oturtmayı hedeflemişlerdir.

Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı bizim halimiz nice olurdu diyen bir milleti; Atatürk olmasaydı… diye başlayan cümleler kuran bir millet haline getirmeye çalıştılar.

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla:

“Amentü” okuyan bir millete; Islam’a aykırı olan “andımız”ı okumayı meşru göstermeye çalıştılar.

Namaz kılan bir milleti; bale yapan bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Put yıkan bir milleti; put diken bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Yeminlerini, en çok değer verdikleri Allah’ın adına eden bir milleti; namusları üzerine yemin eden namussuz bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Başörtüsü Allah’ın emridir diyen bir milleti; başörtüsü ortaçağ karanlığının, bağnazlığın, köhneliğin sembolüdür diyen bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Insanları aldatmayı günah bilen bir millete; aldatmanın uyanıklık olduğunu kabul ettirmeye çalıştılar.

Şeriat’a olan saygısını “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” şeklinde ifade eden bir millete; kahrolsun Şeriat dedirtmeye çalıştılar.

Allah’ı arayan bir milleti; Sevgili arıyorum diyen bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Bir vakit namaz kılmamayı günah bilen bir milleti; okulda namaz kılmayı suç kabul eden bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Kabe’ye hacca giden bir milleti; Anıtkabir’e giden bir millet haline getirmeye çalıştılar.

“Allah”ın ismini cihana duyurmak için canını vermekten çekinmeyen bir milleti; Ezan’dan Allah isminin çıkarılmasını savunan bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Kurtuluş Savaşı’nda yunanlılar için “şapkalı gavurlar geliyor” diye bağıran bir milletin başına şapka geçirdiler.

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, Müslümanları Kemalizm potasında eritmeye ve buna karşı çıkanları ise, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla susturmaya çalıştılar.

***

Peki, bu “Atatürk olmasaydı” sloganını yaymak için gayret sarfedenler kimlerdir?

Bir örnek verelim…

1994 yılında “Atatürk olmasaydı” isimli bir kitap yayınlandı. Bu kitabı kim bastırdı dersiniz?

Masonluğun bir alt basamağı olduğu söylenen “Rotary Kulübü” bastırdı.

Peki, kitabı kim yazdı?

“Hala Arab’ın tarihine asr-ı saadet deniyor. Hangi asr-ı saadet?! Arab’ın dinini atalım!..”[1] ve “Ben Şaman’ım. Atatürk de Şaman’dı”[2] diyen Cemal Kutay yazdı.

Daha ne diyeyim?

KAYNAKLAR:
[1] Tarih ve Düşünce Dergisi, Mart 2000, sayı 5, sayfa 20.
[2] Tarih ve Düşünce Dergisi, Mart 2000, sayı 5, sayfa 17.
Ayrıca bakınız; Hürriyet Gazetesi, 12 Aralık 1999.


----------------------------------------------------------------------------
ilgili bölümler
----------------------------------------------------------------------------


M.Kamal Atatürk için yazılan şiirler...



O ÖLMEDİ

Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet;
Kaybolunca onu kalbinde bulur her millet.
Biliyordu kaderin cilvesini evvelce
Bütün ecramı sema yasla büründü ve gece;
Yaklaşan bir acı güneşi korkuttu.
Ay tutuldu diyemem, gökyüzü matem tuttu.
ATA geçti ebedin mevkii müstahkemine,
Bİr direktif veriyor, arza, beşer alemine;
Bize ilham ile isal ediyor her haberi,
Ki; O'nun "kudreti Külliye" emirber neferi.
Bağladı dârı fenanın ebede telsizini,
Güdelim açtığı yollarda mübarek izini
Atatürk'ün beşere sunduğu peymanı budur;
Atatürk' e er olur, sulhü korur.

Neyzen Tevfik
--------- ----------
İnsan değil canlı bir tarihti o
Dünyayı yıldıran bir fatihti o
Et, Kemik ve kandan bir heykeldi o
Şimdi ilah oldu ve yükseldi o

M. Vahdet Sungur
--------- ----------
ATATÜRK MARŞI
Tanrı gibi görünüyor her yerde
Topraklarda,denizlerde, göklerde
Gönül TAPAR, Kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa Atatürk
Babasından önce onun adını
Öğretiyor oğluna Türk Kadını
Ondan aldık yaşamanın tadını
Bahtiyarız, Bahtiyarsa Atatürk.

H. Bedri Yönetken
--------- ----------
AH ATATÜRK AH
Yine Çankaya'dan çağlayan gibi
Çorak toprağına akabilsen ah!
Gençliğini geriliğin başında
Bir dev yumruk gibi sıkabilsen ah!
Katı gerçekleri gevezelerin
Açık boğazına tıkabilsen ah!
Halifeyi Hortlatmayı düşünen
Yobaza şöyle yan bakabilsen ah!
kanadını Nurcu yarasaların!
Gerçek ışığınla yakabilsen ah!
Sol diye sapıtıp soluyanların
Sahte siperini yıkabilsen ah!
Ahlar uzamadan sözün kısası;
Samsun' a yeniden çıkabilsen ah!

Behçek Kemal Çağlar
--------- ----------
ULU ATAM
Vatan esir iken, gönüller kara
Sen büyük bir güneş, bir vatan oldun
Bizi götürdünde bir ilk bahara
HER ŞEYİ YENİDEN YARATAN OLDUN

Behçet Kemal Çağlar

SAKIN CAHİLLERDEN OLMA
ENAM-35

Ecevit "Bu kadına haddini bildirin" diye Kavakçı'yı hedef gösterirken

İşte O "Had Bildirme"!


Tarih Mayıs 1999.

Başörtülü bir şekilde karşılarına çıktığı milletin oylarıyla Fazilet Partisi'nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı, başörtüsü ile Meclis genel kuruluna gelince Ecevit’in sert tepkisi ile karşılaşmış ve DSP'lilerin sergilediği zorbalık sonucu yemin edememişti.

Nazlı Ilıcak'ın ön ayak olduğu türbanlı vekil polemiğinde Genel Kurul salonu karışmış, Bülent Ecevit ve DSP milletvekillerinin şiddetli protestoları altında Kavakçı genel kurul salonundan 'and içmeden' çıkmak zorunda kalmıştı.

Ecevit "Bu kadına haddini bildirin" diye Kavakçı'yı hedef gösterirken, DSP'li vekiller "dışarı dışarı" diye tempo tutuyordu.

İşte o gün yaşananlar:




CUMHURİYET: LAİKLİĞE SALDIRI
Bugün tam anlamıyla "Ergenekon yuvası" olduğu ortaya çıkan Cumhuriyet gazetesi de, Kavakçı'ya reva görülen zorbalığı sahiplenerek "Meclis'te laikliğe saldırı" başlığıyla çıkmıştı okurlarının karşısına.
Cumhuriyet Kavakçı için "Ajan", "Provokatör", "Bölücü" ithamlarında bulunuyordu.

  MİLLİYET
Yine Doğan Grubu gazetelerinden Milliyet de 3 Mayıs 1999 tarihli sayısında manşetten Merve Kavakçı'yı hedef gösteriyordu.
"Türban sabotajı" başlığını atan Milliyet, "FP'li Kavakçı'nın Meclis'teki tahriki DSP'nin barajına takıldı" diyordu.


 Radikal 
Doğan grubunun sözde liberal yayın politikasını benimsemiş bu gazetesi 3 Mayıs günü manşetten, büyük puntolarla “TAHRİK TUTMADI” diyordu:
“Kavakçı TBMM’ye türbanla geldi ama yemin edemeden ayrıldı… TBMM’de dün yapılan yemin töreni FP’li Merve Kavakçı’nın türbanı yüzünden altüst oldu. 
Başbakan Bülent Ecevit’in ve DSP’lilerin çok sert tepkileri üzerine Kavakçı Meclis’i terk etti…”


Ayrı Radikal, AK Parti’li 4 milletvekilinin dün Meclis’e başörtülü olarak girmelerini ise “Kadınlar ders verdi” manşetiyle duyurdu:
“Başörtülü vekillere Meclis’te destek tamdı. Kadın parlamenterler, ‘üzerimizden siyaseti bırakın’ mesajı verdi…”






ASELSAN MÜHENDİSİNİN İTİRAFI: TÜRKİYE'NİN BÜTÜN HAVA SAHASI ERBAKAN TEKNOLOJİSİ İLE KORUMA ALTINDA!...


ASELSAN MÜHENDİSİNİN İTİRAFI: TÜRKİYE'NİN BÜTÜN HAVA SAHASI ERBAKAN TEKNOLOJİSİ İLE KORUMA ALTINDA!...

Erbakan’ın teknoloji harikaları ve barbar Batı’nın hezimete uğratılması!
Kocaeli Büyükşehir Belediyesine Bağlı İZSU’nun Gebze şubesinde çalışan bir Milli Görüşçü kardeşimiz başından geçen çok ilginç bir olayla ilgili şu bilgileri bizlere aktarmıştı.

İkamet ettiği evin su abonelik işlemleri ile ilgili İZSU Gebze şubesini ziyaret eden ve daha önce ASELSAN’da çalışan şimdi TÜBİTAK’ta görevli bir Elektrik-Elektronik Mühendisi ile aralarında şöyle bir diyalog yaşanır:

İşlemi yapan arkadaşımız abonelik müracaatında bulunan kişinin ASELSAN’da çalışan bir mühendis olduğunu öğrenince, Erbakan hocanın ESAM toplantısında bahsettiği ileri teknolojilerinden haberi olup olmadığını kendisine sorar.

Erbakan Hoca bazı konuşmalarında “İsrail’den İstanbul’u vurmak için gönderilmiş bir füzenin kontrolünü bilgisayarınızın başında oturarak çok ucuza mal olan ama yüksek teknolojilerle oluşturulan Elektro manyetik dalga boyutları (bir nevi küçük karadelik kuyuları) sayesinde ele geçirmeniz, imha etmeniz veya füzenin gönderildiği adresin koordinatlarını füzeye tekrar yükleyerek İstanbul yerine İsrail’e geri göndermeniz mümkündür” şeklinde açıklamalar yapmıştı. 

Bu konuların uzmanı olduğunuza göre, sizce de böyle bir teknolojinin imkânı, altyapısı ve fiili hazırlığı gerçekten Türkiye’de var mıdır?

Arkadaşımızın bu sorusu üzerinde Elektrik- Elektronik Mühendisi şu ilginç itiraflarda bulunmuşlardır:

“Ben Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik bölümünden mezun olduktan sonsa stajımı 2 yıl ABD NASA’da yaptım. Çok başarılı bulunduğum için NASA’da kalıp çalışmam teklif edildi ise de yanaşmadım. Çünkü ideallerim uğruna yapılan bütün maddi olanakları reddedip Türkiye’ye geri döndüm ve ASELSAN’da çalışmaya başladım.

 Aileden aldığım kültür mirası ile CHP tandanslı ama devletine, ülkesine bağlı bir insandım. ASELSAN’da çalışmaya başladıktan sonra Erbakan gerçeği ile tanıştım. Ülkemizdeki silah sanayi ile ilgili ileri teknoloji ürünü olan bütün çalışmaların altında Erbakan’ın imzası olduğunu görünce önce şaşırmış ve hayranlığım artmıştı.

Hatta ASELSAN’da ileri teknoloji ile ilgili yapılan çalışmalarda görev alan biz mühendislerin karşısına çözmekte zorlandığımız ve tıkanıp kaldığımız bir sorun çıktığı zaman bu sorunu yetkililere aktarırdık. Yetkililerde ise bizim içinden çıkamadığımız konuları bir şekilde ve dosya halinde Erbakan’a taşırlardı. 

Bu dosyaları inceleyen Erbakan Hoca, tıkanıp kaldığımız hususlardan daha ilerisine varmamıza neden olacak çözüm yollarına yönelik formülleri yazarak bize ulaştırırdı. 

Erbakan’ın gösterdiği istikamette ilerlediğimizde tıkanıp kaldığımız teknolojik sorunları aştığımıza defalarca şahit olmuşuzdur. 

ASELSAN benzeri ileri teknoloji üretimi yapan kurumların idarecileri ile Erbakan arasındaki bu samimi ilişkiyi ilgili ve yetkili olup da bilmeyen yoktur.”

Erbakan’ın bahsettiği bu harika sistemlerden daha ötesini yine kendilerinin ürettiği çok yüksek bir teknolojiyi sana anlatayım!

“Bugün, Türkiye’nin bütün hava sahası, dışarıdan yapılacak her türlü nükleer füze saldırısına karşı gözle görülemeyen bir Elektromanyetik dalga sistemi ile koruma altına alınmıştır.

 Öyle ki, dışarıdan herhangi bir ülkenin bu manyetik koruma kalkanını delmesi ve ülkemize nükleer saldırıda bulunma ihtimali kalmamıştır. 

Çünkü bu manyetik koruma kalkanının çalışma sistemini bozarak etkisiz hale getirecek bir teknoloji şu anda dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmamaktadır.

 Bu manyetik koruma o kadar etkilidir ki, ülkemizde patlamak için gönderilen bir Atom Bombası bu manyetik koruma alanına girdikten sonra patlamadan ve tahribata yol açmadan sadece bir metal yığını olarak yere düşüp kalmaktadır.

 Ülkemizi, milletimizi bu manyetik koruma kalkanı ile her türlü hava saldırısına karşı koruyan bu üstün teknolojinin mimarı da elbette Erbakan’dır!”

Bazı hadislere dayanılarak nakledilen “Ahir zamanda ve Mehdi-Deccal çatışmasında, barut patlamayacak, böylece Deccal’ın silahları boşa çıkacak ve işe yaramayacak!” şeklindeki rivayetler de bu gerçeği doğrulamaktadır.






30 Ekim 2013 Çarşamba

KİTABIMIZ KUR’ANI VE NAMAZA ÇAĞRIMIZ EZANI YASAKLAYAN BİR ATA ''BEN MÜSLÜMANIM'' DİYEN HİÇ KİMSENİN ATASI OLAMAZ!

Kurtuluş Savaşı sonrası, 3 Mart 1922 de, 

Büyük Millet Mecılsi’nin üçüncü toplanma yılını açış konuşmasında,

Mustafa Kemal, sözü camilere getirdi. Burda Türkçe Ezan ve Kamet gerçekleştireceği işaretini verdi.[1]

1924 Yılında Cumhuriyetin en büyük laik aşaması yapıldı: Halifelik kaldırıldı. Dolayısıyla Şeriye ve Evkaf Vekaletleri de (Osmanlı’da kanunların şeriata uygunluğunu denetleyen bakanlık/Şeyhül Islamlık) kalkıyordu.

3 Mart 1924 tarihli kanunun birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinde halkla ilgili bütün işlemlerin yürütülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümete bırakıyordu. Ancak dinsel sorunları halledebilmek için Başbakanlığa “bağlı” Diyanet Işleri Reisliği kuruldu. Camiler, medreseler, tekke ve zaviyelerin idaresi[2], imam, hatip vaiz, şeyh, müezzin ve kayyumların atanmaları, il ve ilçelerdeki müftülük örgütleri de bu kuruluşa bağlandı. Diyanet Işleri Reisliğinin bir de Danışma Kurulu vardı.

Amacı “Cumhuriyet ve laikliğe hizmetti”. Bu kurul, ezan ve salatın Türkçeleştirilmesi, hutbelerin Türkçe okunmasını ele aldı. Ayrıca, hutbelerin konularının siyasi, sosyal, askeri, mali içtimai ve iktisadi sorunları kapsamalarının da üzerinde duruldu.[3]

(Yani Diyanet dini laikliğe uydurmak ile görevli kılındı.)

1928′de Latin harflerinin alınması sırasında izinsiz olarak okul ya da kurs açılarak Arapça öğretilmesi yasaklandı. Bu yaklaşım, aynı yıl devletin bir dini olduğu maddesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla devam etti.

Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi zamanında alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini takiben namazların Türkçe olarak eda edilmesi uygulamasının başlatılacağı ve diğer Kur’an-ı Kerim’lerin satışlarının men edileceği açıklanmıştı. Diyanet Işleri’nin yetki alanındaki bu değişiklikleri hazırlama görevi Ilâhiyat Fakültesi’ne verilmişti.[4]

KAYNAKLAR:
[1] Vatan gazetesi, 13 Haziran 1922.
[2] Tekke ve Zaviyeler, 2 Eylül 1925 tarihli kararnamelerle kapatıldı (T.C. Tarihi, 4. Cild, sayfa 238.)
[3] Osman Ergin, Maarif Tarihi, 1. Cild, sayfa 243.
[4] Cihan Aktaş, [1991] 2005, Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve Iktidar, Istanbul, Kapı Yayınları, sayfa 228, 229.

CAMLER KAPALIMIYDI , NAMAZ KILMANIZI ENGELLEYEN Mİ VARDI GİBİ SAÇMA SAPAN GEREKÇELERLE GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELEN ART NİYETLİ CAHİLLER!


CAMLER KAPALIMIYDI , NAMAZ KILMANIZI ENGELLEYEN Mİ VARDI
GİBİ SAÇMA SAPAN GEREKÇELERLE GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELEN ART NİYETLİ CAHİLLER!

“M. Kemal Atatürk’ün kurduğu ülkede dinimizi yaşayabiliyoruz” diyenlere kapak olsun. (Kur’an okutmak bile yasaktı)

Ocak 1932 tarihinde yayınlanan bir talimatnamede; 

Harf Devrimi Kanunu’na aykırı olarak Arap harfleriyle eğitim yapmak için gizli veya aleni dershane açanların ve bu dershanelerde eğitim verenlerin, Türk Ceza Kanunu’nun 526′ıncı maddesi gereğince üç aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiş.[1]

1 Kasım 1935 ve 30 Kasım 1936 tarihleri arasında çeşitli illerde 35 kişi gizli bir surette Arap harfleri ile tedrisat (öğretim) yapmak suçundan yakalanıp adliyeye sevk edilmişlerdir.[2]

1937 yılında Gaziantep’te 50 yaşlarındaki bir kadının kendi evinde gizlice eski usül Arap harfleri ile çocuk okuttuğu haber alınmış ve suçüstü (!) yakalanarak, aramada ele geçen kitaplarla birlikte mevcuden mahkemeye sevk edilmiştir.

Ele geçen ve M. Kemal’in döneminde “suç” teşkil eden kitaplar ve bazı eşyalar ise şunlardır:

3 adet Mevlüt, 5 Tebareke Cüz’ü, 25 Amme Cüz’ü*, 1 Kadesemiallah, 7 Kur’an-ı Kerim, 10 Elif Cüz’ü, 2 Minder, 1 sıra, 1 sopa.[3]

Benzer şekilde, Arapça namaz sûresi okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı’da bir şahıs[4], Kastamonu’da bir kadın,[5] Isparta’da muhtelif şahıslar,[6] Bursa’da bir şahıs,[7] Rize’de,[8] Erzurum’da[9] ve Çorum’da[10] bazı şahıslar hakkında işlem yapılmıştır.

Kayseri’de Bedestan Camii’nde 16 yaş üstü gençlere hafızlık dersi veren Nurioğlu Mehmet, Arap harfli kitapları kullandığı gerekçesiyle tutuklanarak mahkemeye sevk edilmiştir.[11]

Tayyare Şehitlerini anma merasimi sırasında Posof Kaymakamı’nın Arapça dua ettirilmesine müsaade etmesi üzerine söz konusu kaymakam bu hareketinden dolayı uyarılmıştır.[12]
1936′da kahvehanelerde radyodan Kur’an dinlenmesi bile yasaklanmıştır.[13]


*Amme Cüz’ü: Namaz Sureleri denilen kısa Sureleri içinde bulunduran Kur’an-ı Kerim’in son 20 sayfasına verilen isimdir.

KAYNAKLAR:
[1] Halim Alyot, Türkiye’de Zabıta, Tarihi Gelişim ve Bugünkü Durum, Kanaat Basımevi, Ankara, 1947, sayfa 937.
[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Ankara, Dosya. 13217–11, Kardeks 1964; Dâhiliye Vekâletinin (Içişleri Bakanlığının) Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) yazdığı 12.1.1937 tarih ve 368 sayılı yazı.
[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 596; Gaziantep Valiliğinin Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) yazdığı 31.12.1937 tarih ve 1481 sayılı yazı.
[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 595; Çankırı Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 3.1.1938 tarih ve 21 sayılı yazı.
[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–5, Kardeks 597; Kastamonu Vali Vekili N. A. Keskin imzası ile Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve Em.1/37 sayılı yazı.
[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–8, Kardeks 906; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve 26837/48 sayılı yazı.
[7] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–12, Kardeks 287. Bursa Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 20.1.1938 tarih ve 175 sayılı yazı.
[8] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Rize Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 29.1.1938 tarih ve 1087 sayılı yazı.
[9] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–15, Kardeks 3118; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 21.2.1938 tarih ve 7872 sayılı yazı.
[10] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–14, Kardeks 3119; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Adliye ve Maarif Vekâletlerine (Adalet ve Eğitim Bakanlığına) gönderilen 25.2.1938 tarih ve 8778 sayılı yazı.
[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 88.
[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 79.
[13] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.39.1, belge no: 33.

24 MADDEDE 24 YIL !Necip Fazıl Kısakürek


Necip Fazıl Kısakürek 

24 MADDEDE 24 YIL !

1-Anavatan düşman istilâsından kurtarıldı. (Bunu Millet başardı.)

2-"Hâkimiyet milletindir" düsturuyle Büyük Millet Meclisi kuruldu.
(Milletin hâkimiyeti lâfı, duvarda, milletvekillerinin ensesi istikametinde kaldı
.)

3-Bir takım farklarla klâsik cumhuriyet şekli benimsendi.
(Eşya dersleri kopyacılığından başka bir şey olmadı.)

4- Din ile devlet birbirinden ayrıldı.
(Yâni bütün kâinatla beraber devlet ve cemiyeti de kucaklayan din baltalandı)

5-Medreseler ve şerr'î mahkemeler kapatıldı. (Zaten din olan bir yerde böyle bir tefrik olmaz; din olmayan yerdeyse hiçbir şey...)

6-İslâmî hak ve iş kanunu yerine İsviçre Medenî kanunu aynen tercüme ve tatbik edildi.
(Millî hüviyetimizle bu kanun arasında, İsviçre ineğine nazaran Denizli horozunun bakım ve yem şartlarına benzer bir tezad doğdu ! )

7-Mekteplerden din ve ahlâk dersleri uçuruldu. (Ve genç adamın ruhu hiçliğe emanet edildi.)

8-Kaç göç kaldırıldı ve kadın açıldı. 
(Bütün mumlar söndü)

9-Kadına tütün ameleliğinden hâkimlik makamına kadar her iş sahası sunuldu.
(Ev ve aile ocağı güme gitti.)

10-Millî serpuş olarak şapka kabul olundu. 
(22 yıldır şapka, ruhlar bir tarafa, kellelere bile uydurulamadı.)

11-Millî yazı diye Lâtin harfleri alındı. (Kemiyette kolay okur yazarlığa karşılık, keyfiyette nadide ve çetin okuryazarlık kayboldu.)

12-Hristiyan takvimine uyuldu.
(Zaman ölçüsünde bile şahsiyete paydos dendi.)

13-Bütün Garp muaşeret ve kılık edebi esas tutuldu.
(Bu papağan marifeti ve maymun zerafetinden en çok Garplı tiksindi.)

14-Bir millî iktisat ve sanayi kurmaya teşebbüs edildi.
(Yedek parçalara kadar Avrupaya bağlı taklit ve uydurma tesis ruhu, bu vesileyle muhteşem bir suistimal ve istismar şebekesi meydana getirdi.)

15-Şarap ve kumar kâğıdı imaline kadar her iş devlet elinde inhisarlaştırıldı.
(Kötü işlerde bile şahsî teşebbüse yer kalmadı; ve içki, kumar, rezalet, Sodom-Gomore'yigeçti.)

16-Memleket çelik hatlarla örülmek istendi. (Bunda hiçbir iktisadî hesap rol oynamadı; yalnız Demirağların sayısı arttı.)

17-Ortaya, ezel günlerinin idarecilerini Türkler diye gösteren bir tarih tezi atıldı.
(Ve parayla tutulmuş Garp âlimleri bu tezi alkışlarken, tarih ilmi başını alıp Kafdağı'na kaçtı.)

18-Türkçe adına, henüz insan gırtlağından çıkmamış ve insan kulağına çarpmamış hırıltılar uyduruldu. (Kurbağalarla akraba olduk.)

19-Mekteplerden gramer dersi kaldırıldı. (Dönmelerin bozuk Türkçesi zafer kazandı.)

20-Yüksek mektepler, devlet daireleri, resmî iş merkezleri, ecnebi mütehassıslara tevdi kılındı.
(Ruhumuz bile müstemlekeleşti.)

21-Kız ve erkek talebe arasında toplu öğretim kanunlaştırıldı.
(Kız ve erkek talebeye, hocaların gözleri önünde birbirinin iştahını kabartmak sanatından başka bir şey sevdirilmedi.)

22-Altı ok ve altı kelimeyle bir ideolocya bina edilmeye kalkışıldı. (6 derste Tango-Profesör Panosyan)

23-Bütün bir dalkavukluk edebiyatı, yazılı ve sözlü nevileriyle, sahiplerini mebusluğa kadar ulaştırdı.
(Ve Türk edebiyatı tihanda misilsiz bir sefalet derekesine düştü.)

24-Avrupaya karşı daima sulhçu, emelsiz ve dâvasız bir siyaset; "Beni bana bırak, yeter!" politikası takip edildi. (İstiklâlimizi verenin, sonunda manen kölesi olduk.)

İşte 24 yılın hikâyesi!

31 Ekim 1947 Büyük Doğu Dergisi (1001 çerçeve)
Necip Fazıl Kısakürek

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *