16 Ağustos 2013 Cuma

BUNLAR İSTEDİ HİLAFET KALDIRILDI YABANCILARIN DİLİNDEN

VİDEO İZLE



1950 öncesinde din ve devlet ilişkisi

Büroya geldim, her sabah yaptığım gibi maillerimi açtım: Ne göreyim, onlarca dinleyicim, Başbakan’ın kürsüden gösterdiği belgelerin gerçekliğini soruyor…

“Gerçekten de CHP iktidarı döneminde Elif-ba yasaklanmış mıydı?..

Evet, yasaklanmıştı…

Evet, yasaklanmıştı…

Evet, yasaklanmıştı…

Keşke yasak bundan ibaret olsaydı: Aynı dönemde mızraklı ilmihal bile yasaktı…

Sebze küfelerinin altına saklanarak muhtaçlara ulaştırılırdı…

İmam hatip yoktu… İlahiyat yoktu… Kur’an kursu yoktu…

Çünkü dindar nesiller istemiyorlardı.

Bunu yakın tarihimizin dindar gazetecilerinden rahmetli Eşref Edip’e gönderdikleri resmi yazıda da ifade ettiler.

Matbuat Umum Müdürlüğü’nden gelen yazıda şöyle deniyordu:

“Biz (iktidarda olan CHP zihniyeti) her ne şekil ve surette olursa olsun, memleket dahilinde dinî neşriyat yapılarak dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.” (T. C. Dâhiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü, sayı 658 ve 17 Mayıs 1942)…

“Gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz” cümlesi bile İttihad-Terakki kalıntısı takımın nasıl bir gençlik istediğini tereddüde mahal vermeyecek şekilde ifşa ediyor.

Kesinlikle İslâm’la yürek bağlarını tümden koparmış bir nesil isteniyor. Zaten bunun altyapısı ders kitaplarında hazırlanmış, Kur’an “beşer kelâmı” olarak sunulmuş, Kâbe ve Hacer-ül Esved ise “efsane” olarak aşağılanmıştır.

Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin “uzman”larına yazdırılıp Maarif Vekilliği Neşriyat Müdürlüğü’nün 83-5878 sayılı ve 19.7.1941 tarihli emriyle basılmış “Lise II” isimli ders kitabının “Kur’an Nedir?” başlıklı bölümü şöyledir:

“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’ân denir… İslâm ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yâni ilham edildiği kabul olunur.”
Görüldüğü gibi bu ifadelerle açıkça “vahiy” inkâr edilmektedir. Yani İslâm’ın temeli tahrip edilmektedir. Yani bir anlamda Allah’ın da “inkâr”ı söz konusudur.

Ayrıca aynı kitapta ne Peygamber Efendimiz, ne ashab hakkında hiçbir hürmet ifâdesine yer verilmemiştir. Hatta 93. sayfada, Ezvac-ı Tahirattan (Efendimiz’in pâk zevcelerinden) “Muhammed ile karıları” şeklinde bahsedilmektedir.

Zaten dönemin Tokat Milletvekili Refik Ahmed, yarı resmi Uyanış Dergisi’ndeki makalesinde, “Allah’ı da sultanla birlikte tahtından indirdik, bizim mabetlerimiz fabrikalardır” demektedir.

Edirne Milletvekili Mehmet Şeref Aykut ise, “İlkelerimiz… Yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensipleri ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir” diyerek, yeni bir “inanç sistemi” icat etmekte beis görmemiştir.

Yaşar Nabi de yeni inanç sistemine “yeni minare” ile “yeni ezan” icat ederek katkıda bulunmuştur:

“Motorların şarkısı olsun yeni bestemiz/

“Yeni din ezanları, minareler yerine/

“Bulutlara püsküren bacalarda okunsun.”

Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) Bey, taa 1926′da “yeni din”in adını koymuştur:

“Milliyetçilik…”


“Din Yok, Milliyet Var” başlıklı yazısında şöyle demiştir:

“Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ‘milliyetçiliğimizdir’…

“O halde felsefemizde din kelimesinin tam karşılığı ulusalcılıktır.

“Hangi ulus ölürken Azrail’i tepelemiştir. Dünyada Türk olmak kadar onur mu var? Ve Türk olmak kadar ‘din’ mi var?”

Sonrasında “Türk’ün Yeni Amentüsü” ve “Atatürk Mevlidi” yayınlanmıştır.

Tabii ki izleri hâlâ silinememiş olan bu elim tahribatın tamiri “dindar nesiller” yetiştirilerek yapılacaktır.

CHP istese de, istemese de!
Yavuz Bahadıroğlu – Yeni Akit (2012-02-04)


Laiklik Uğruna Neler Yaptık? *Bu ülkede ezan, “laiklik hesabına” Türkçeleştirildi.



Laiklik Uğruna Neler Yaptık?

*Bu ülkede ezan, “laiklik hesabına” Türkçeleştirildi.

*İmam hatipler ve ilahiyat fakülteleri “laiklik hesabına” kapatıldı.

*Dini neşriyat yasağı “laiklik adına” getirildi.


*“Laiklik adına” ders kitaplarında inkâr fırtınaları estirildi.

*“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir” türünden safsatalar “laiklik adına” ders kitaplarına sokuşturuldu.

*Türk sanat, Türk halk müziğinin radyolarda çalınması “laiklik adına” yasaklandı.

*Camilere musiki aleti konması, sıralara oturularak Türkçe ibadet edilmesi, Sultanahmet Camii’nin resim-heykel müzesine dönüştürülmesi teklif edildi.

*Selçuklu ve Osmanlı tarihinin bir süre okullarda okutulmamasının özünde “laiklik” vardı.

*Haccın yasaklanmasının özünde de “laiklik” vardı.

*Bu ülkede “laikliği yerleştirmek” uğruna evler basıldı, devletin öğretmediği dini kuralları öğrenmek için bir araya gelen insanlar “mürteci” diye suçlanıp karakollarda dövüldü.

*Bu ülkede “laikliği yerleştirmek” adına camiler basıldı. Köy çocuklarına “elifba” öğreten Oflu hocalar mahkeme mahkeme dolaştırıldı, canlarından bezdirilinceye kadar zulmedildi.

*Şapkaya direnir gibi olan Of, “laikliği yerleştirmek” uğruna Hamidiye zırhlısı tarafından gülle yağmuruna tutuldu.

*Laikliği yerleştirme uğruna insanlar ipe çekildi.

*Laikliği yerleştirmek uğruna camiler yıllar boyu imamsız, kayyumsuz bırakıldı.

*Kimi camiler satıldı, kimisi kiraya verildi.

*“Laikliği yerleştirmek” uğruna 27 Mayıs 1960’ta bu ülkede askeri darbe yapıldı ve bu darbe sonucunda milletin yürekten sevdiği bir başbakanla iki bakan arkadaşı asıldı.

*12 Mart 1971’de aynı amaçlı bir askeri müdahale daha oldu.

*12 Eylül 1980’deki darbenin hedefi yine aynı idi: “Laiklik ve Atatürk ilkelerini yerleştirmek.”

*28 Şubat 1997 süreci aynı amaç doğrultusunda işledi.
Ve tabii 27 Nisan müdahalesi de öyle (sanal müdahale)…

Aynı çevreler aynı “laiklik uğruna” şimdi de milletin başını açmaya çalışıyor.

Başlar açılırsa laiklik kalıyor, açılmazsa elden ayaktan gidiyor!

Ne yapacağız şimdi?

Açalım da kalsın mı, açmayalım da gitsin mi?

Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit

atayı son tavaf


YAHUDİ HAHAMBAŞISI MOİZ KOHEN, YAZDIĞI "KEMALİZM" İSİMLİ BAKIN NELER YAZMIŞ



YAHUDİ HAHAMBAŞISI MOİZ KOHEN, YAZDIĞI "KEMALİZM" İSİMLİ  BAKIN NELER YAZMIŞ

... ARTIK 1935'DEYİZ. ON YILLIK BİR SÜRE İÇİNDE, YENİ TÜRK, KENDİNE YENİ BİR RUH, YENİ BİR AHLAK, YENİ BİR TARİH HATTA "ALLAH"I ARTIK "TANRI" DİYE ANDIĞI İÇİN DİYEBİLİRİM Kİ YENİ BİR ALLAH YARATMIŞTIR. TÜRKÜN ŞİMDİ KAFASI BAŞKA, ABECESİ BAŞKA, ŞAPKASI BAŞKADIR. TÜRK YÜZYILLARCA KENDİNİ SÖMÜREN ŞERİAT REJİMİNİ ARTIK YENMİŞTİR...

KAYNAK;KEMALİZM/ MOİZ KOHEN "TEKİNALP"/ 176-177

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Sünneti Yasaklama Teşebbüsü

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Sünneti Yasaklama Teşebbüsü

Kemalistlerin alkışlayıp övdükleri Atatürk dönemi; Müslümanların donlarının içinin bile değiştirilmek istendiği bir dönemdi.

Fotoğrafta, Türkiye’de Müslüman çocukların "sünnet edilmelerinin yasaklanmak istenmesi" hareketine karşı Mustafa Sabri Efendi'nin o sıralarda Batı Trakya’da çıkarmakta olduğu “Yarın Gazetesinde verdiği cevaba ait makalenin başlığı görülmektedir.

Fotoğrafın Kaynağı: Kadir Mısıroğlu, Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri, cild 1, Sebil Yayınevi, 2. Baskı, Istanbul 2009, sayfa 525.


15 Ağustos 2013 Perşembe

CHP Tek parti döneminin zulmü, mağarada gün yüzüne çıktı



Tek partili dönemde, Türkiye'de Kur'an'ın öğrenilmesi ve okunmasının yasaklanması ile ilgili belgeler Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Badıka bölgesinde bir kez daha somut olarak gün yüzüne çıktı.

Tek partili dönemde, Türkiye'de Kur'an'ın öğrenilmesi ve okunması 24 yıl boyunca yasaklandı. Mevlit ve Arapça ezan okuyanlar, hapse gönderildi. 1936 yılında çıkartılan bir kanunla yüzlerce cami satıldı, binlerce medrese kapatıldı.

Elifba'ya suç unsuru muamelesi yapıldı. Dine ait her şeyin yasaklandığı bu dönem 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesine kadar devam etti. Bütün ülkenin adeta açık bir cezaevine dönüştürülmesine şahit olanlar, yaşadıklarını bir çok kez anlattı. Bu zulüm, Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Badıka bölgesinde bir kez daha somut olarak gün yüzüne çıktı. Dağda hayvanlarını otlatan çobanlar, bir mağaranın içine gömülmüş onlarca Kur'an-ı Kerim, Elifba ve mevlit buldu. Köylülerin, evlerindeki Arapça yazılı her şeyi torbalara doldurarak dağdaki mağaraya sakladığı anlaşıldı.

Silvan'a 25 kilometre mesafedeki dik kayalıkların bulunduğu dağlık alanındaki mağaraya saklanan dini kitaplar, bölgede çobanlık yapan vatandaşlar tarafından fark edildi. Mağaraya, yarım saat dağlık ve çalılık alanda yürüdükten sonra dik bir kayanın altından sürünerek girilebiliyor. Kur'an, elifba, mevlit ve ilmihal gibi onlarca Arapça kitap, duvarların arasına bırakılmış. Büyük kısmı çürüyen kitapları bulan çobanlar, eserleri poşetlere koyup kayaların üstüne çıkarmış. Mağaranın iç bölgede bulunan ve dış etkenlerden korunan bazı kitapların iç sayfaları ise hala sağlam. Mağarada Kur'an'ın yanı sıra Mela Huseynê Batê'nin Kürtçe mevlidi, Şafii İlmihali ve elifbalar bulunuyor.

ARAPÇA EZAN OKUYAN ÂLİMİN PARMAĞINI KESTİLER

Bölgedeki Zilan köyünde (Yeni Çağlar) ikamet eden 98 yaşındaki Sıddık Çakan, 1982 yılına kadar büyük zulüm gördüklerini anlatıyor. Yasaklı dönemde bir medrese aliminin Arapça ezan okuduğunu anlatan Çakan, yaşadıklarını şöyle dile getiriyor: "Bundan sonra kıyamet koptu. Askerler Arapça ezan okudu diye hocanın sol elinin işaret parmağını kesti. 'Sen o parmağını kulağına dayayıp ezan okudun' dediler. 1980 darbesinden sonra da referanduma 'hayır' dediğimiz için günlerce işkence gördük. Annem çok iyi Kur'an okurdu. Kur'an'ı sakladığı yerden çıkartır, beni dama gönderip nöbetçi olarak bırakırdı. Askeriyenin korkusundan gizliden okurduk. Açıktan okumak mümkün değildi. Askerler birini Kur'an okurken yakaladıkları zaman gözaltına alır, döverlerdi. Bir gün köye geldiler. Köyde medrese vardı. Alimlerin sarıklarını toplayıp yolun üzerinde ateşe verdiler. Sonra bu âlimlerin sakallarını yoldular. Sakalsız olacaksınız ve şapka giyeceksiniz diyorlardı. Evlerini arayıp Kur'an'larını topluyorlardı. O yüzden köy halkı Kur'an'ları götürüp çevredeki mağaralara, büyük taşların altına saklıyordu."

TÜRKÇE EZANI ANLAMIYORDUK

Ünal köyünde (Mameka) ikamet eden 105 yaşındaki Mehmet Ali Aslan ise Kur'an yasaklandığı, camilerin depo olarak kullanıldığı dönemde Diyarbakır'da vatani görevini yapıyormuş. Tanık olduğu dönemi şöyle anlatıyor: "O dönemde Kur'an yasaklandığı gibi kadınların ve erkeklerin kıyafetlerine de müdahale ediyorlardı. 1940 yılında Diyarbakır'da askerdim. Diyarbakır'da bütün camileri kapatmışlardı, Arapça ezan okunmuyordu. Birkaç tanesinde Türkçe ezan okutuluyordu ama biz anlamıyorduk. Çünkü Türkçe bilmiyorduk. Bir jandarma eri bütün köyü teslim almaya yetiyordu. Halka büyük zulüm yapılıyordu. Sonra Adnan Menderes iktidara geldi, biraz rahatlama oldu. "

12 EYLÜL'DE DE ZULÜM GÖRMÜŞLER

Diyarbakır'da din görevlisi olarak çalışan Silvanlı Mele Ali Zîlanî'nin oğlu Abdulvasi Yaz, yüzlerce talebe yetiştiren babasının hem tek partili dönemde, hem de 1980 darbesinde zulüm gördüğünü dile getiriyor. 1980 darbesinden sonra yapılan referanduma 'hayır' dedikleri için sürekli baskı gördüklerini anlatan Yaz, "Babam bölgenin büyük âlimlerindendi. O dönem cuntaya karşı dik durdu ve darbe anayasasına evet demedi. Bunun için gözaltına aldılar, sakallarını yoldular. Bizim eğitim gördüğümüz medreseye sürekli asker gelir, suç delili yani dini kitaplar ararlardı. Benim Kur'an ayetlerinden oluşan bir risalem vardı. O dönemde Silvan'da bir dükkana saklamıştım. 1995 yılında o risaleyi çıkardım şu an görev yaptığım camide çoğu zaman hutbede okuyorum." diye konuştu.



hacca gitmek yasaktı





6 Köşeli Yıldız’ın Sırrı ve Bilinmeyenleri


6 Köşeli Yıldız’ın Sırrı ve Bilinmeyenleri

Bu konu Barbaros Hayreddin Paşa Sancağı, 6 köşeli yıldız, Sion yıldızı,Yahudi ve Mason sembolu, Mühr-i Süleyman, Hz. Süleyman’ın mührü,Candaroğulları beyliği bayrağı,Teke Beyliği Sancağı,Karamanoğulları beyliği bayrağı,Hz. Davud mührü, Hz. Hızır sembolu, Altı köşeli yıldız nedir?, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Sancağı’nın anlamı hakkında bilgiler içermektedir.

Halkımızın büyük bir kısmı bilmiyor. Hemen Yahudi ve Masonların bayrağı, simgesi deyip işin içinden çıkılıyor. Araştırmıyoruz, sorgulamadan balıklama atlıyoruz.   O zaman da burada binlerce yıllık Peygamber mührünü açıklamak zorunda kalıyoruz. Çoğu zamanda küfür ediliyor, lanet okunuyor.  Genellikle bilmeden çok büyük bir günah işleniyor. Şu doğrudur, o yıldız son asırda Yahudiler tarafından bir amblem olarak kullanılmıştır. Ama Hz. Süleyman’ın mührü onların tekelinde değildir. Bu amblem evrensel bir semboldür.   Bilmemek değil öğrenmemek ayıp deyip konumuza dalıyoruz:

Aşşağıdaki resimde görmüş olduğunuz 6 köşeli yıldızlı (iç içe geçmiş üçgen yıldız) sancak Barbaros Hayreddin Paşa’nın sancağıdır. O, 6 köşeli yıldız ise  MÜHR-İ SÜLEYMAN’dır ! Başka bir deyişle Hz. Süleyman (as)’ın mührüdür!

Bu sembolu Hz. Süleyman haricinde Hz. Davud (as) ve Hz. Hızır (as)’da kullanmıştır. Özellikle Hz. Süleyman bu sembol ile dünyaya hükmetmiştir. Osmanlı’dan önce ve sonra yüzyıllarca camilerde, saraylarda, kitaplarda, Müslüman denizcilerin armaların da ve Padişah ve eşlerinin giydikleri tılsımlı ya da şifalı diye hitap edilen gömleklerde  dahi kullanılmıştır.

Öyle ki, dediğimiz gibi Osmanlılardan önce de birçok Türk devleti bu simgeyi kullanmışlardır. Antalya ve çevresine yerleşen Teke Türkmenleri’nden dolayı bu bölgenin adı Teke Sancağı olarak isimlendirilmiş ve 14 Mayıs 1373′te Teke Beyi Mehmet Bey, Antalya burçlarına beyaz zemin üzerine kırmızı altı köşeli yıldız ve uçlarında Müslüman Türk’leri de betimleyen altı adet hilal ekleyerek ve bayrak ucunda kutsallığı ve göksel ışığı betimleyen çift şerit eklenmiş Hazar Bayrağı’nı asmıştır.

Teke Beyligi Sancagi 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri
TekeBeyliği Sancağı
candarogullari beyligi sancagi 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri
Candaroğulları beyliği bayrağı

karamanogullari beyligi bayragi 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri
Karamanoğulları beyliği bayrağı
 İstanbul’daki yüzlerce yıllık tarihe sahip pek çok caminin tavan, duvar ve cam süslemelerinde de Mühr-ü Süleyman deseni bulunmaktadır.

Gulnus Emetullah Valide Sultan Camii 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri

Üsküdar Gülnuş Emetullah Valide Sultan Camii giriş kapısındaki Süleyman 
Mührü

Minber 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri

Bu da cehaletimiz !…
Barbaros Hayreddin Paşa’nın, Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nde bulunan sancağının en üstünde “Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih vardır. (Ya Muhammed) Mü’minlere müjde ver” (Saff Suresi 13.) ayet-i kerimesi bulunmaktadır. (Altta)

Basbaros Hayreddin Sancagi 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri

Barbaros Hayreddin Paşa’nın Sancağı
Ortasında bulunan kılıç ise Zülfikar’dır. Zülfikar, Hz. Muhammed (S.A.V)’in damadı ve evliyaların pîri olan Hz. Ali’nin çatal şeklindeki meşhur kılıcının adıdır.
Hayreddin Paşa’nın sancağında, Zülfikar’ın yanındaki “beyaz el” ise “Pençe-i Âl-i Aba”yı yani Hazreti Muhammed (S.A.V.)forumvatantc 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri kızı Hz. Fatma (r.a.)forumvatantc 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri damadı Hz. Ali (r.a.) ile torunları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) olmak üzere 5 kişiyi temsil eder.

Barbaros Hayreddin Sancagi 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri

Sancağın dört köşesinde, 4 Büyük Halifenin ; Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin mübarek isimleri bulunmaktadır. Sancağın alt ortasındaki iç içe iki üçgenden oluşan yıldız şeklindeki Hz. Süleyman (A.S.)’ın mührü ise geçmişte yaygın olarak kullanılan ve Mühr-ü Süleyman olarak bilinen Rahmani bir simgedir.

6 koseli yildiz 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri
muhri suleyman 6 Köşeli Yıldızın Sırrı ve Bilinmeyenleri




*************************************************

mezar taşında el islam yazısı ve mührü Süleyman deseni

MELİKŞAH GAZİ TÜRBESİNDE MÜHR-Ü SÜLEYMAN DESENLİ VE ÜZERİNDE "EL-İSLAM" YAZAN BİR SELÇUKLU MEZAR TAŞI, NİKSAR, TOKAT

İç içe iki üçgenden oluşan yıldız şeklindeki Hz. Süleyman (A.S.)'ın mührü geçmişte müslümanlar tarafından yaygın olarak kullanılan ve Mühr-ü Süleyman olarak bilinen Rahmani bir simgedir. 

İstanbul'daki yüzlerce yıllık tarihe sahip pek çok caminin tavan, duvar ve cam süslemelerinde d...e Mühr-ü Süleyman deseni bulunmaktadır.

 Mühr-ü Süleyman, İslam tezyini sanatlarının metal, ahşap, mimari, dokuma gibi pek çok dalında da nakış amaçlı kullanılmıştır. 

Taş, ağaç, cam, kağıt vb. satıhlarda merkezî motif niyetine kullanılmıştır. Tekke vb. mekanların kubbe veya tavan nakışlarında yahut medhal sövelerinde Mühr-ü Süleyman desenleri bulunur. 

Anadolu Selçukluları, Artukoğulları ve İlhanlılar'ın eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında sık rastlanır. Osmanlılar'da ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları, cami tezyinatları, padişah gömlekleri, sancaklar, anıtlar ve kemer kilit taşlarıyla çini, seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda, mutfak eşyalarında, çeşmelerde, sebillerde, madeni paralarda, giyim eşyaları ve takılarda kullanılmıştır. 

Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa’nın, "rüzgara hükmedebilmek maksadıyla" sancağına Mühr-ü Süleyman motifi nakşettirmesi de bu geleneğin bir neticesidir.

Türk-İslam tarihinde sıkça kullanılan bu "altı köşeli yıldız" deseni zaman içinde "Seal of David (Davut Yıldızı)" adıyla Yahudi ve Masonlar tarafından da sıklıkla kullanılmaya başlandı. 

Yahudiler bu şekli kutsal kabul edip sancak, flama ve muskalara işleyerek büyücülük tılsımı yaptılar. 

Bu şeklin Yahudiler tarafından bir sembol olarak sıklıkla kullanılmaya başlanması ve özellikle İsrail Devleti ile siyasi bir nitelik kazanmasıyla birlikte günümüzdeki müslümanlar tarafından kullanımı da o oranda azalmıştır.


******************************************
İLGİLİ BÖLÜMLER...


1916 Viyana,Kraliçe -değerli- olduğu için "KAPALI" Ne Kadar Gericiler değil mi ? VİDEOLU



     1916 Viyana,Kraliçe -değerli- olduğu için "KAPALI"
   Ne Kadar Gericiler değil mi ?



                                    



                                      




Mısır'da seçimler olmadan önce 2 Haziran 2011'de İsrail'de gerçekleşen bir panelde konuşan iki Siyonist isim İhvan'ın seçimleri kazanması halinde Sisi'ye yoğun baskı yaparak Mursi'yi devirmek için bütün güçleriyle çalışacaklarına dair sözleri ortaya çıktı.


Mısır'da seçimler olmadan önce 2 Haziran 2011'de İsrail'de gerçekleşen bir panelde konuşan iki Siyonist isim İhvan'ın seçimleri kazanması halinde Sisi'ye yoğun baskı yaparak Mursi'yi devirmek için bütün güçleriyle çalışacaklarına dair sözleri ortaya çıktı.

2011 yılında bir panelde konuşan Fransalı Siyonist "düşünür" Bernard Henry Levy, Batı'nın ve uzantısı İsrail'in Tunus ve Mısır'da halkın seçtiği İslâmî partilere bakışını özetliyor. Fransa'da yaşayan Levy daha önce de Gazze ve Lübnan'da Hizbullah'a yönelik saldırılarda İsrail'i savunan yazılar yazmış, bir anlamda ülkesinin dünya kamuoyunda aklamaya çalışan bir kalem.

Levy'nin yanında da daha önce İsrail Dışişleri Bakanlığı da yapmış eski MOSSAD ajanı Livni de bulunuyor. Konuşma sırasında Levy'nin sözlerine Livni de başını sallayarak destek verdiğini gösteriyor. 


Alfabemizi reddettik...


“Resmi ideoloji” nereye kadar?

Demiştik ki, “cumhuriyet bir ‘redd-i miras’ üzerine kurulmuştur”.

Alfabemizi reddettik...

Kılık kıyafetimizi reddettik...

Hukuk sistemimizi reddettik...

Müziğimizi reddettik...

Mimarimizi reddettik...

Tarihimizi reddettik...

Ecdadımızı reddettik...

İlhamını dinimizden alan köklü kurumlarımızı (medrese, tekke, zaviye) reddettik...
Dilimizi reddettik...

Hatta ve hatta dinimizi bile (âdeta) reddettik (en azından buna zorlandık)...

Bunlar bir medeniyetin temel taşları sayıldığına göre de, medeniyetimizi reddettik.

Tabii bir kimlik bunalımına sürüklenip arabeskleştik...

Biraz Batılı, biraz Doğulu...

Biraz Amerika, biraz Avrupa...

Biraz Roma, biraz Mekke...

Biraz Müslüman, biraz Hıristiyan (yaşam biçimi olarak)...

Biraz muhafazakâr, biraz devrimci...

Biraz mafya, biraz kanun!

Bu yüzden hemen her sahada bitmez tükenmez tereddütler, hemen her alanda şaşkınlıklar, hemen her şey yaz-boz tahtası...

İstikrar kırmızı mumla aranıyor!

Ayrıca, yaşanan “redd-i miras”, işte bu türden “kültür ihtilâli”nin eseridir!

Hatırlayalım ki, “kültür ihtilâli” dünyada yalnız üç milletin başına geldi: Çinlilerin, Arnavutların ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının...

Mao’nun ölümüyle Çin bu yoldan döndü. Hatta aralarında Mao’nun karısının da bulunduğu “kültür ihtilâli” mimarlarını cezalandırdı, kadîm kültürüne sarılıp bunun moral etkisi sayesinde adeta “yeniden diriliş”i gerçekleştirdi (Türkiye yeni anayasa sürecinde böyle bir yola girer mi dersiniz?).

Çin’in birden bire ekonomik bir dev olma yoluna girmesi ve bu açıdan dünyayı tehdit etmeye başlaması tesadüflerle izah edilemez. Kanaatimce bu hızlı atılımlar, Çin’in yıllar sonra kendi kültürüyle nihayet buluşmasından gelen moral gücün sonucudur.
Arnavutluk da, keza, Enver Hoca’nın ölümünden hemen sonra kültür ihtilâli yolunda kendini inkârdan vazgeçti. Dinini ve kültür kaynaklarını yeniden keşfetmeye çıktı. Kapatılan camileri, medreseleri, tekkeleri açtı. Kılık kıyafet tercihini serbest bıraktı. Kısaca “resmi ideoloji” denilen devlet dayatmacılığından döndü. Şimdi, komünizmin çürüttüğü toplumsal dinamiklerini kurmaya ve dirilmeye çalışıyor.

Kültür ihtilâline muhatap olan dünyanın üçüncü ülkesi Türkiye ise benzer adımlar atıyor. Ama büyük bir handikabı var: Kemalizm! Kemalistler Türkiye’nin yeni başlangıçlar yapmasına izin vermiyorlar. Etkili makamlarda (vaktiyle ele geçirdikleri) oldukları için de, direnip siyasetin işini zorlaştırıyorlar. Sayın Başbakan’ın sık sık bürokrasiden yakınması boşuna değil. Engellendiğini düşünüyor. Engelleniyor da...
Ama direniş aşılamaz değil. Bizim gibi son derece netameli bir coğrafyada yaşamak için her gün yenilenmek zorunda olan dinamik ülkelerde eski dogmaları ilânihaye sürdürmeye zaten imkân yok. 30’lu, 40’lı yılların ihtiyaçlarına göre oluşturulan sistemlerin yeni gelişen ihtiyaçlara hem cevap veremediği, hem de bu yüzden ülkeleri tıkadığı biliniyor. Kim bundan daha fazla tıknefes olmak ister ki? Tıkanmışlıktan nemalananlar hariç...

Kısacası, Türkiye, bu çağı da ıskalamamak için, hızla değişmek zorunda...

Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit (2011-10-16)

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Hilafet Yıkıldıktan Sonra Büyük Bozukluklar Başladı


Hilafet Yıkıldıktan Sonra Büyük Bozukluklar Başladı

Hilafet Yıkıldıktan Sonra Büyük Bozukluklar Başladı 1924'te Hilafet'in ilgasından ve İslam'ın 101'inci son Halifesi Abdülmecid bin Abdülaziz Han'ın kovulmasından sonra Müslümanlar başsız ve hiyerarşisiz kaldı. Medaris-i İslamiyenin (İslam medreselerinin) kapatılması ve kırk bin talebe-i ulumun sokağa atılması ümmet'in belini kırdı. Şeriata bağlı tasavvuf tarikatlarının yasaklanması korkunç bir darbe oldu. Müslümanlar başsız, hiyerarşisiz, denetimsiz kaldı. Osmanlıdan kalma icazetli ulema, fukaha ve şeyhler karanlıklar devrinde bin sıkıntıya ve zulme göğüs gererek, zindanlarda sürünerek, bazen canların feda ederek din, iman, Kur'an, Sünnet, fıkıh, Şeriat için çalıştılar. Sayleri meşkur olsun, Allah onlara rahmet eylesin.

Onlar da bu dünyadan göçüp gittikten sonra ümmet-i Muhammed dehşetli bir fetret çağı yaşamaya başladı. Ehl-i Sünnet ve Cemaat sarsıldı. Ortaya bir sürü müctehid taslağı ve bozuk fırka çıktı. Re'y ve heva üzere yazılmış Kur'an mealleri, tercümeleri, tefsirleri, bozuk din kitapları yayınlandı. Din konusunda söz ayağa düştü. Kur'andaki 300 hüküm ayetinin tarihsel olduğunu, bugün geçerli olmadığı iddia eden Fazlurrahman mezhebi yayıldı. Dört hak fıkıh mezhebi inkar edildi, hatta mezheplere puttur diyenler görüldü. İki büyük Ortadoğu ülkesinden gelen petro-dolarlarla Ehl-i Sünnet'in temelleri dinamitlendi. ABD'nin, AB'nin, Siyonistlerin, Haçlıların istekleri doğrultusunda hadis ayıklama faaliyetleri başlatıldı. İslamcı görünen birtakım münafıklar ve mürailer korkunç yolsuzluklar yapmaya başladı. İslam düşmanları Müslümanları "Böl, parçala ve hükm et" düsturu icabı paramparça ettiler ve birbirlerine düşürdüler. Müslümanların bir kısmı futbol kulübü tutar gibi parti tutmaya başladı, holiganlaştı. Para en büyük değer haline geldi. Beş vakit namaz terk edildi ve halk şehvetlerine uydu.

Bir kısım sefiller (beyinsizler) İslami ve şer'i tesettürün bile cılkını çıkarttılar. Yeni çıkartılan Ceza Kanunu'nda zina suç olmaktan çıkartıldı. Müslümanlar buna pek ses çıkartmadılar. Cemaatçilik, tarikatçilik, hizipçilik, şuculuk buculuk taassubu (fanatizmi, bağnazlığı) aldı yürüdü. Kur'an kesin şekilde uyardığı halde bir kısım Müslümanlar kafirleri dost ve veli edindiler. ümmet, karanlık gecede, yağmura ve fırtınaya yakalanmış, çobansız kalmış, kurtların hücumuna uğramış perişan bir koyun sürüsüne döndü. Bütün bu hengame içinde Kur'an ve Sünnet yolunda ihlasla hizmet eden şahıslara ve kuruluşlara minnet ve teşekkür borçluyuz. Lakin memleketin bugünkü haline bakınca yapılan hizmetlerin yeterli olmadığını görüyoruz.

Müslümanların başında bir İmam-ı Kebir olmadan, Müslümanların bağımsız medreseleri olmadan, Şeriata sımsıkı bağlı tekkeleri ve tarikatları olmadan, üniter bir İslami hiyerarşi olmadan bugünkü kaos, anarşi ve fetretten kurtulmak mümkün değildir. Memleket korkunç ve dehşetli bir kokuşma bataklığı haline gelmiştir. Bir kısım İslamcılar da bundan nasiplerini almıştır. Din sömürüsü yoktur demek mümkün müdür? Benim şahsi görüşüme göre bugünkü fitne, fesat, nifak, şikak, isyan, tuğyan ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen Mehdi'nin gelişine kadar devam edecektir. Mehdi zuhur ettikten sonra korkunç, dehşetli, kanlı savaşlar yaşanacak ve büyük miktarda ölümler olacaktır. Allah'tan ümid kesilmez. Biz Müslümanlar ilim, ahlak, hikmet ve faziletin ışığında doğru dürüst hizmet etmeye devam etmeliyiz. Her türlü din sömürüsü yasak ve haramdır. Rüşvet almak ve vermek haramdır. Alanlar verenler Cehennemliktir.

Lüks ve israf haramdır, büyük günahtır. ümmet şuuru iyi ve lazımdır, hizip ve fırka taassubu kötüdür. Müslümanların birbirine düşman olması büyük felakettir. Namaz dinin direğidir, terk eden merduttur. Gurur ve kibir kişiyi ateşe götürür. Gerçek ve icazetli din hocaları, tarikat büyükleri hürmete ve sevgiye layık ve şayandır. Lakin onları putlaştırmak, erbab haline getirmek şirktir. Her Müslüman kendini, çoluk çocuğunu, yakınlarını ve din kardeşlerini -elinden geldiği derecede- Cehennemden korumaya çalışmalıdır. Küfre rıza küfürdür. Kötü düzenin necis ve haram menfaatlerini devşirmek faziletsizliktir. Müslüman kötü düzen ve sisteme razı olmaz ve onu desteklemez. Bu yangınlar devrinde en büyük hizmet insanların imanını kurtarmak için çalışmak ve bu hizmeti yapanlara yardımcı olmaktır. Muhlis ve doğru hizmetkarlara selam olsun!..

Mehmet Şevket Eygi Araştırmacı Yazar

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *